Yıllar sonra seni gördüm. Arkanda gün batımını taşıyordun, uzun uzun baktın bana, biliyorum sen bağırmamı bekledin belki seni itmemi ya da ' Senin ne işin var burada diye.' küçük söylenmelerimi. Yokluğunda susmayı öğrendim, en azından sana susmayı çünkü seni unutmayı çabaladağım o günlerde her gece seninle sustu gözyaşlarım. Giden bendim, küsmeliydin mesela aramamalıydın beni şimdi karşımda durup bana doğru adım atıyorsun. Önümde, iki adım ötemde durup konuşmak için hazırlanıyor gibisin. Kalbim bulunduğu yerin küçüklüğünün aksine devasa bir etki yaşatıyor halbuki kokunu unutmalıydım, seni sevdiğimi, anılarımızı ve en önemlisi seni unutmalıydım. '' Seni çok özledim, bir sahafta aldım kokunu ama ne yalan söyleyeyim uyduruyorum sandım, artık aklım bana sanrılar sunuyor sandım. Oysa Sahra'nın bu yabancı memlekette bugün ikinci kez Türk gördüğünü bana sevinçle anlatmaya başlaması henüz delirmediğimin kanıtı oldu. Hemen sordum ona nereye doğru gittiğini, koştum sanırım hayatımda ilk defa bu kadar hızlı koştum. Güneş yüzüne vuruyordu çiçekci ablayla muhabbet ederken, olduğum yere çakıldım adeta, sessizce peşinden geldim. Bir kediyi sevdiğini, kuşların sesini duymak için gözlerini kapatıp yolun kenarında durduğun o bir kaç saniyeye şahit oldum. Sana aşık olduğum o anki gülüşünü bastonla yürüyebilen bir amcaya sunuşunu izledim. Burdayım, karşındayım şimdi. Seni çok özledim, lütfen konuş benimle.'' Bir zamanlar sesini dâhi sevdiğim adam konuşmuştu. Öyle kalakaldım söylediklerinin karşısında, sanki beni paramparça etmemiş gibi hâlâ aşktan bahsediyordu bana, içimde yangınlar oluyordu ama ona sadece bakıyordum. Yüzünün her ayrıntısını kafama kazıyordum adeta, ona olan hasretimden bir damla yaş aktı gözümden. Göz yaşım çok şey anlatmış olmalı, içini çekti. Bana bakarak kıyamam dedi, belki dilinden dökülmedi ama ben duydum. ''Sesini özledim konuş benimle.'' dedi. Sanki bütün dünya buradaydı ama kimse yoktu. Bir şeyler söylemeliydim. ''Unutmalıydın. Seni istemediğimi söylediğimde, unutmalıydın. Gelmemeliydin peşimden, ben olduğumu anladığında tam tersi bir yola gitmeliydin. Burada olmamalısın. Hatırlatamazsın kendini, aşktan bahsedemezsin, özledim diyemezsin bana. Bitti dedim sana, bittim mi demeliydim beni mahvettiğini anlaman için? Böyle fütursuzca davranmayı kendinde hak mı görüyorsun, sırf özlediğin için hâlbuki sen yalanlarınla ilk terk eden değil miydin? Canımı daha fazla yakma, git ve unut.'' Gözlerini kaçırdı benden ya kelimeleri tükenmişti ya da acı çekiyordu. Kafasını eğdiği yerden hafifçe kaldırdı sonra tekrar baktı bana, bu sefer gözlerinde kırmızılar vardı onu öyle görmeye dayanamadım, gözlerim benden bağımsız yaşlar döküyordu. Tekrar konuşmak için yutkundu. ''Seni unutmak hiç geçmedi aklımdan aksine seni hatırlatan şeyleri daha çok var ettim evimde, işimde, arabamda, kalbimde... Her İstanbul'a gittiğimde at çiftliğine gittim; Asil sana hâlâ sadık, herkesi düşürüyor, hatırladığından daha aksi artık, sanırım o da seni bekliyor. Ablam senin Asil'e ilk bindiğin günün fotoğrafını ofisindeki panoya asmış, bilirsin ablam sadece çok sevdiklerini asar o panoya. Bana aldığın kitabı her gün okuyorum, ayraç olarak seninle ilk defa sinemaya gittiğim günün fotoğrafını kullanıyorum. Seninle yağmurda dans ederken komşu Nalan teyzenin bizi çektiği bir fotoğraf var, sen bilmezsin. Benim senin evine ısrarla gittiğimi görünce bana gösterdi, hemen aldım ondan, çıkarttım, cüzdanımda saklıyorum. Sürekli beslediğin kapıdaki kedileri sahiplendirdim, aklın onlarda kalmıştır eminim. Nalan teyzeyle anlaştım Serseri'yi her gün besliyor; köpekleri sevmezdi, hatırlıyorsundur, sadece senin hatıran diye bakıyor gerçi bana kalırsa artık gizliden gizliye seviyor. Hatta başını okşadığını görenler olmuş.'' O konuşurken parka doğru ilerleyip çimenlere oturdum o da devam ediyordu sözlerine. Dizlerim tutmadı diyemedim anladı muhtemelen peşimden gelip oturdu karşıma. Ne hâlde olduğumuzu irdeledi beynim, o da sanki bana zaman veriyor gibi sustu sonra konuşmaya devam etti. '' Kızları 6 ay boyunca her gün arayıp nerede olduğunu sordum, Derya işte, en sonunda bana arama artık yeter dedi. Üstelemedim çünkü zaten onun da canı çok yanıyordu, yıllardır en fazla 2 gün ayrı kaldığı en yakın arkadaşının gidişiyle sarsılmıştı doğal olarak. Seni görebileceğim her yere gittim; Dila'nın mezuniyetine, Mert'in düğününe, Selim'i tanımıyordum ama onların çocuğunun doğumuna bile gittim. Onu seni ararken görmüştüm ama tanışmaya fırsat bırakmadan soru yağmurlarına tutup yerini öğrenmek için nefes bile almamıştım. Bana sadece bir gemiye binip gittiğinden bahsetmişti, denize kıyısı olan her yere gittim bu 3 yılda. Oysa sen çocukluğumun geçtiği yerlerdeymişsin. Neyse Selim demiştim, işte onunla arkadaş olduk. Giderken beni sevdiğini söylemişsin ama unutacağım demişsin, unuttun mu?'' Kaçırdıklarımı fark ettim, hâlbuki görmek için can attığım şeylerdi bunlar. Sanırım canım atmayı bırakmıştı, içimdeki bütün hevesler yok olmuştu. Bir ufak kendime üzüldüm sonra toparlayıp sorusunu düşündüm. Cevap veriyor muyum, bilmeden söze girdim. ''Senin aksine seni hatırlatan her şeyi çıkarttım hayatımdan, zaten giderken senin verdiğin hiçbir hediyeyi götürmemiştim. Kızlarla konuştuğumda da onları atın demiştim, öyle de yaptılar. O kadar çok fotoğrafımız vardı ki önce sosyal medyalarımı kapattım sonra telefonumu değiştirdim. Bir daha hiç buz yemedim, yağmur yağdığında hiç dışarı çıkmadım ve motora hiç binmedim. Ben seni unutmak için aylarca arkadaşlarımla görüşmedim. İçinde aşk geçen kitapları okumadım, tarih okudum, siyaset okudum, polisiye okudum. İstanbul'a hiç dönmedim. Bana ilk aldığın çiçek papatya diye papatyalardan nefret ettim.'' Kendimi tutamadım, ağlamaya başladım. Acımı görmesi beni fazlasıyla telaşlandırdı, ayaklandım. Koşup gitmek istedim ama tek bir adımımda tuttu beni, kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Nefretim öyle ağır bastı ki var gücümle ittim onu. Yapma Eylem, gitme, bu sefer olmaz gibi şeyler söylüyordu. Muhtemelen artık kırmızı olan gözlerimle derince baktım ona. Bağırmaya başladım. ''Ben bunları hak edecek ne yaptım, sadece tüm korkularıma rağmen seni sevdim. Saf sevgimden yararlandın mı, değdi mi benimle yaranı sardığına, geçti mi acın?'' Artık o da ağlıyordu, eliyle yaşlarını sürekli arkaya itiyordu. Biliyorum o da beni çok sevmişti ama sevmeyi planlamamıştı amacı sadece bırakıp gideni unutmaktı. ''Sandığın gibi değil, sen benim hiç bir zaman yara bandım olmadın. Ben seni kullanmadım, ben seni sevmeden bitirmiştim onu kalbimde tamam onun için geldim ama son bir umuttu gelişim. O gelmeyerek bitirdi her şeyi. Sonra bütün işleri toplayıp dönmeye hazırlandığım evrede sen duvarlarınla dikkatimi çektin. Yeni acısı geçmiş biri olarak seni de iyileştirmek istedim, benden ne çok nefret etmiştin hayatına burnumu soktuğum için. Ben seni tanırken sevdim. Öyle eşsizdin ki... Eylem sen bana sadece unuttum de, bir daha karşına çıkmadan seveyim seni. Unuttun mu?'' Konuşma sırası bana geçmişti. Ben onu ...
Ne kadar da güzel yazmışsın... Özellikle diyaloglardaki derinliğe bayıldım. Kalemin hiç solmasın. 💐
YanıtlaSil