Terk-i Diyar
Ormanda ıssız bir baraka; unutulmuş, eskimiş ve çürümüş. Kapıya ellerimle hafifçe ittim, gıcırtılarla aralandı. İçeriye baktım, anlaşılan burada biri yaralandı. Bir masa ilişti gözlerime, üstü tozlanmış tabakayla. Bir çerçeve içinde iki insan birbirine aşkla bakan; eskiye ait gazete, kalmış burada sahipsizce. Masanın yanına baktım bir gitar ve önünde kağıtlar. Yürüdüm ufak adımlarla. Aldım elime bir kağıdı bildiğim şarkılardan mı diye. Sağ alt köşeye yazılmış “Sevdiğime...” Uyumlu kafiyeler, tatlı hikayeler.
Artan merakımla bakındım etrafa. Duvara çizilmiş hafif soluk resim; ağaçta tek bir turuncu yaprak kalmış anlaşılan sonbahar mevsim, kadın ve adam yan yana elleri son yaprağa uzanmış sanki bu aralarındaki merasim. Anlamaya çalıştım bu sanat eserindeki hissiyatı ve fark ettim ki bu resmin sırrı burayı terk edenler de saklı. Aslında binlerce senaryo kurdum kafamda ama yine de gücüm yetmedi yorum yapmaya. Zor da olsa önce gözlerimi sonra aklımı ayırdım duvardan. Pencerelere dikkat kesildim birden, önlerine saksılar koymuşlar. Saksılardaki topraklar yetememiş kökleri içindeki çiçeklere. Önce solmuş sonra kurumuş en son kırılıp düşmüş her bir çiçek. Topraklar yitip giden çiçeklere ağlamış mıdır?
Bir çıtırtı kulaklarıma doldu. İrkildim birden, aklım dünyaya geldi geri. Sesin geldiği yere baktım, kedi girmiş içeri. Bana aldırmadan kanepeye ilerledi. Onu izlerken kanepenin önündeki sehpaya kaydı gözüm. Yaprakları sararmış kalın bir kitap gördüm. Kitaba bakmak için ilerledim, Çalıkuşu - Reşat Nuri Güntekin. Aldım, tozunu elimle sildim ve araya konmuş sonbahar yaprağının olduğu yeri açtım. Biraz yaprakta takılı kaldım sonra açtığım sayfayı okudum. Feride'nin gerçekleri öğrendiği ve Kamran'dan gittiği yerde kalınmıştı. Kitabı geri yerine bıraktım. Küçük tezgahtaki, durulanması için tezgahın köşesine üst üste konmuş, tabaklara baktım.
Ansızın gidilmişti bu evden, neydi böyle güzel bir yuvayı birden bırakmaya iten? Bir sevda vardı burada yaşanmış; dünyadan, insanlardan bu kadar uzakken...
Dışarı çıktım, ormandaki kasveti şimdi anlamıştım. Sanki etraftaki her şey tepki veriyordu böyle bitmesine. Kuşlar cıvıl cıvıl değil acı acı ötüyor, ağaçların hışırtısı huzur değil ağlama hissi veriyor, rüzgar hep sert esiyor, güneş bulutların ardına gizleniyordu.
Sevmeyi bilen bir adam “Tarih yalnızca mutsuzları yazar.” demişti. Kalpler kırılmış, umutlar yok olmuş, hayaller yıkılmış. Bu mutsuzluk gerçekten tarihe yazılmış.

Yorumlar
Yorum Gönder